Dijitalleşmenin olumlu ve olumsuz etkileri nelerdir ?

Tolga

Global Mod
Global Mod
Bir Bildirimle Değişen Hayatımız: Dijitalleşmenin İyi ve Kötü Tarafları

Geçenlerde eski bir fotoğraf albümünü karıştırırken yıllardır açmadığım bir çekmeceye denk geldim. Çekmecenin içinde birkaç mektup, sararmış bir telefon rehberi ve üzerinde tarihleri yazılı küçük kâğıtlar vardı. Bir an durup düşündüm: Bugün hayatımızdaki iletişimin ne kadarı böyle saklanabilir?

Eskiden bir arkadaşımızı aramak için telefon numarasını ezberler, önemli bir günü unutmamak için ajandaya not düşer, bir haberi öğrenmek için gazete alırdık. Şimdi ise telefonumuz hem ajanda, hem banka, hem harita, hem kamera, hem kütüphane, hem de neredeyse bütün sosyal hayatımızın kapısı.

İşte tam burada dijitalleşmenin tuhaf çelişkisi ortaya çıkıyor. Hayatımızı kolaylaştırmak için geliştirdiğimiz teknolojiler, bazen hayatımızı daha karmaşık hâle getirebiliyor.

Bu yazıyı biraz farklı ele almak istedim. Çünkü dijitalleşmenin olumlu ve olumsuz etkilerini yalnızca maddeler hâlinde sıralamak yerine, bunun günlük hayatımızdaki gerçek karşılığını bir hikâyenin içinde düşünmenin daha anlamlı olacağını düşünüyorum.

Küçük Bir Kasabada Başlayan Büyük Değişim

Hikâyemizin kahramanları Deniz ve Emre olsun.

Deniz, bir devlet okulunda öğretmen. İnsanların söylediklerinden çok, söylemediklerini fark eden bir yapısı var. Bir öğrencinin derse neden katılmadığını, bir velinin neden sürekli telefonlarına cevap vermediğini veya iş arkadaşının neden eskisinden daha sessiz olduğunu anlamaya çalışıyor.

Emre ise aynı ilçede küçük bir teknoloji şirketi işletiyor. Sorun çıktığında önce nedenini buluyor, ardından seçenekleri sıralıyor ve mümkün olan en kısa sürede çözüm üretmeye çalışıyor. Onun için iyi bir plan, belirsizliği azaltmanın en etkili yolu.

İkisi çocukluk arkadaşı.

Bir gün ilçedeki okulun internet altyapısı tamamen yenilenecek. Öğrencilerin ders materyallerine çevrim içi ulaşabilmesi, velilerin okul yönetimiyle dijital platform üzerinden iletişim kurabilmesi ve öğretmenlerin bazı idari işlemleri internet üzerinden yapabilmesi planlanıyor.

Emre toplantıda heyecanla konuşuyor:

“Bundan sonra insanlar saatlerce sırada beklemeyecek. Belgeler dijital olacak. Öğretmenler raporları daha hızlı hazırlayacak. Veliler istedikleri zaman bilgiye ulaşabilecek.”

Deniz gülümsüyor ama hemen itiraz etmiyor.

Toplantı bittikten sonra Emre'ye dönüyor:

“Bunların hepsi güzel. Ama herkesin istediği zaman internete ulaşabildiğinden emin miyiz?”

Emre bir an düşünüyor.

İşte hikâyenin asıl sorusu burada başlıyor:

Bir teknolojiyi herkes için erişilebilir hâle getirmekle, herkesin gerçekten o teknolojiden yararlanabilmesini sağlamak aynı şey mi?

Dijitalleşmenin İlk Büyük Hediyesi: Zaman

Dijitalleşmenin en belirgin avantajlarından biri zaman.

Eskiden bir bankacılık işlemi için şubeye gitmek, bir belgeyi teslim etmek için kurumun kapısında beklemek veya farklı şehirlerdeki insanlarla iletişim kurmak için uzun telefon görüşmeleri yapmak gerekebiliyordu.

Bugün birkaç dakika içinde bunların önemli bir bölümünü gerçekleştirebiliyoruz.

Emre bunu şöyle anlatıyor:

“Teknoloji aslında bize zaman satmıyor. Bize zaman kazandırıyor.”

Deniz ise biraz daha farklı bakıyor:

“Peki kazandığımız zamanı ne yapıyoruz?”

Bu soru Emre'nin hoşuna gitmiyor.

Çünkü gerçekten de dijitalleşmeyle birlikte insanlar daha hızlı çalışmaya başladı ama her zaman daha az çalışmaya başlamadı.

E-postalar daha hızlı geliyor. Dolayısıyla daha hızlı cevap vermemiz bekleniyor.

Mesajlaşma kolaylaştı. Dolayısıyla ulaşılabilir olmamız bekleniyor.

Toplantılar çevrim içi hâle geldi. Dolayısıyla bir günde daha fazla toplantıya katılabiliyoruz.

Teknoloji bize zaman kazandırırken, bazen kazandığımız o zamanı yeniden işle dolduruyor.

Burada dijitalleşmenin önemli bir paradoksuyla karşılaşıyoruz: Verimlilik artarken yaşam kalitesi otomatik olarak artmıyor.

Bu ayrımı yapmak oldukça önemli.

Bir Ekranın Arkasında Görünmeyen İnsanlar

Okulda dijital sistem kullanılmaya başladıktan birkaç hafta sonra öğretmenler bazı öğrencilerin ödevlerini düzenli olarak göndermediğini fark ediyor.

Emre'nin ilk önerisi basit:

“Sisteme giriş yapmayan öğrencileri tespit edip aileleri otomatik olarak bilgilendirelim.”

Mantıklı.

Ama Deniz başka bir şey fark ediyor.

Öğrencilerden biri olan Elif'in ailesinin evinde bilgisayar yok. İnternet bağlantısı da sınırlı. Elif, annesinin telefonunu kullanarak ödev yapmaya çalışıyor.

Bir başka öğrenci, babasının vardiyalı çalışması nedeniyle akşamları internete erişemiyor.

Bir diğeri ise dijital platformun nasıl kullanılacağını tam olarak anlayamadığı için ödevini yükleyemiyor.

Deniz bu öğrencilerle tek tek konuşuyor.

Emre de sistemi değiştiriyor. Okulda ortak bilgisayar saatleri oluşturuluyor, öğretmenlerin dijital platform kullanımını anlatacağı kısa eğitimler hazırlanıyor.

Burada iki farklı yaklaşım birbirini tamamlıyor.

Emre'nin stratejik düşüncesi sorunun sistemsel tarafını çözüyor.

Deniz'in empatik yaklaşımı ise sistemin gözden kaçırdığı insanları görünür hâle getiriyor.

Bu nedenle meseleyi “erkekler böyledir, kadınlar şöyledir” şeklinde kesin kalıplara sokmak yerine, farklı problem çözme biçimlerinin birlikte kullanılmasının değerini görmek daha doğru.

Çünkü stratejik düşünme de empati de cinsiyete ait özellikler değildir. İnsanlarda farklı biçimlerde gelişebilen becerilerdir. Hikâyedeki Emre ve Deniz'i değerli kılan da tam olarak bu farklılıkları birbirlerinin eksiklerini tamamlayacak şekilde kullanmalarıdır.

Dijitalleşme Bizi Birbirimize Yaklaştırdı mı?

Bir akşam Deniz, eski arkadaş grubunun mesajlaşma ekranına bakıyor.

Grupta 87 mesaj var.

Kimse gerçekten konuşmamış.

Herkes bir şey paylaşmış.

Bir haber, bir fotoğraf, bir video, bir emoji…

Ama kimse “Nasılsın?” diye sormamış.

Deniz telefonu kapatıyor.

O sırada Emre arıyor.

“Toplantı için gönderdiğim dosyaya baktın mı?”

“Baktım.”

“Nasıl buldun?”

Deniz biraz sessiz kalıyor.

“Dosya iyi. Ama bugün seni gerçekten nasıl bulduğumu sormadın.”

Emre gülüyor.

“Bu da dijitalleşmenin yan etkisi mi?”

“Belki. Sürekli iletişim hâlindeyiz ama birbirimizi gerçekten dinlemeyi unutabiliyoruz.”

Bu durum günümüzün en büyük çelişkilerinden biri.

Sosyal medya ve mesajlaşma uygulamaları fiziksel mesafeleri küçülttü. Dünyanın diğer ucundaki biriyle saniyeler içinde iletişim kurabiliyoruz. Aileler farklı şehirlerde yaşasa bile görüntülü konuşabiliyor.

Ancak iletişimin miktarı ile iletişimin niteliği aynı şey değil.

Bir insanın hayatından yüzlerce fotoğraf görebiliriz ama onun gerçekten ne hissettiğini bilmeyebiliriz.

Dijital bağlantı, insani yakınlığın garantisi değildir.

Tarihin İçinden Gelen Teknolojik Dönüşüm

Dijitalleşmeyi anlamak için biraz geriye bakmak gerekiyor.

İnsanlık tarihinde her büyük iletişim teknolojisi toplumsal düzeni değiştirdi.

Matbaanın yaygınlaşması bilginin daha geniş kitlelere ulaşmasını kolaylaştırdı. Telgraf uzak mesafeler arasındaki iletişimi hızlandırdı. Telefon, insanların sesini fiziksel mesafeden bağımsız hâle getirdi. Televizyon kitle iletişimini dönüştürdü. İnternet ise bilgiye erişimin sınırlarını büyük ölçüde yeniden çizdi.
 
Üst