Pancar haşlarken tuz atılır mı ?

Ilay

Global Mod
Global Mod
Pancar Haşlarken Tuz Atılır mı? Bizim Evde Bir Tencere Pancar Yüzünden Başlayan Küçük Tartışma

Geçenlerde mutfakta öyle büyük bir meseleyle karşılaştım ki, açıkçası başta bunun üzerine forumda konu açacak kadar uzun bir hikâyeye dönüşeceğini hiç düşünmemiştim. Elimde birkaç tane topraklı, koyu kırmızı pancar vardı. Annem pazardan getirmişti. “Bunları haşlayalım, yoğurtlu pancar yaparız,” dedi.

Ben de her zamanki gibi tencereyi ocağa koyup suyu doldurdum.

Tam o sırada eşim mutfağa girdi ve bana dönüp:

“Suya tuz atacak mısın?” diye sordu.

“Pancara mı? Tuz mu?” dedim.

“Evet. Sebze haşlarken biraz tuz atılır ya.”

İşte tartışma tam burada başladı.

Ben tuzun pancarın tadını değiştireceğini düşünüyordum. Eşim ise haşlama suyuna az miktarda tuz eklemenin pancarın lezzetini daha dengeli hale getirebileceğini savunuyordu. Sonra annem konuşmaya dahil oldu. O da “Ben kırk yıldır pancar haşlıyorum, suya tuz attığımı hatırlamıyorum,” dedi.

Bir anda mutfak, pancar haşlama üzerine küçük bir aile meclisine dönüştü.

İşin ilginç tarafı, herkesin aslında aynı şeyi istediğini sonradan fark ettik: Güzel, doğal tadını koruyan, fazla su çekmemiş, gerektiğinde salataya veya meze yapımına uygun bir pancar.

Peki gerçekten pancar haşlarken tuz atılır mı?

Bizim o akşamki tartışmanın sonunda vardığımız cevap şuydu: Atılabilir ama şart değildir. Hatta pancarın kullanım amacına göre tuzu ne zaman eklediğiniz, haşlama suyuna ne kadar tuz koyduğunuzdan daha önemli olabilir.

Ama mesele bundan biraz daha ilginç.

Pancarın Tencereye Girdiği An: İlk Kararımız Neden Tuz Olmadı?

Pancarları önce güzelce yıkadık. Burada ilk öğrendiğimiz şey, pancarın kabuğunu haşlamadan önce soymamanın daha uygun olduğuydu.

Çünkü pancarı soyup doğrudan suya atarsanız, o meşhur bordo-kırmızı rengin bir kısmını suya bırakabilirsiniz. Üstelik pancarın dokusu da daha fazla suyla temas eder.

Eşim burada pratik bir çözüm önerdi:

“Önce bütün halde haşlayalım. Pişince kabuğunu çıkarırız. Sonra tadına bakarız.”

Bu yaklaşım hoşuma gitti. Çünkü mesele artık “tuz atalım mı, atmayalım mı?” tartışmasından çıkıp “Pancarı nasıl kullanacağız?” sorusuna dönüşmüştü.

Annem ise pancarları tek tek eline alıp çatlak olanları ayırıyordu.

“Bunları salataya doğrarız, bunlar da yoğurtlu meze olur,” dedi.

Burada fark ettim ki mutfakta bazen aynı problemi çözmenin farklı yolları var. Birimiz doğrudan yönteme, birimiz sonuca, birimiz de sofradaki insanların ne yiyeceğine odaklanıyordu.

Bu da bana yemek yapmanın sadece teknik bir iş olmadığını düşündürdü.

Tuzun Görevi Ne? Pancar Neden Suyun İçinde Farklı Davranıyor?

Haşlama suyuna tuz eklemenin temel amacı, sebzeyi doğrudan içten dışa “tuzlamak” değildir. Tuzlu suda haşlama, genel olarak yemeğin lezzetini etkileyebilir; ancak pancarın kalın kabuğu ve yoğun yapısı düşünüldüğünde, haşlama suyundaki tuzun pancarın iç kısmına güçlü biçimde nüfuz etmesini beklemek doğru olmaz.

Bu nedenle pancar haşlarken tuz kullanmak zorunlu bir uygulama değildir.

Özellikle pancarı daha sonra:

- yoğurtlu meze yapacaksanız,

- limon ve zeytinyağıyla salata hazırlayacaksanız,

- turşu kuracaksanız,

- başka sebzelerle birleştirecekseniz,

tuz miktarını piştikten sonra kontrol etmek çoğu zaman daha pratiktir.

Biz de o akşam bunu denemeye karar verdik.

Bir tencereye yalnızca su koyduk.

Diğer tencereye ise az miktarda tuz ekledik.

Aynı büyüklükteki pancarları iki tencereye paylaştırdık.

Eşim kronometreyi kurdu.

Ben ise sürekli kapağı açıp bakmak istiyordum.

“Daha pişmedi mi?”

“Daha yedi dakika oldu,” dedi.

“Pancar yedi dakikada pişmez zaten.”

“Biliyorum. O yüzden kronometreyi kurdum.”

Güldük.

Mutfakta bazen en iyi deneyler böyle başlıyor galiba: Büyük laboratuvarlar değil, küçük meraklar.

Erkekler Çözüm Ararken, Kadınlar Sofrayı Düşünür mü? Bizim Hikâyede İşler Öyle Olmadı

Tam burada hikâyenin başında özellikle üzerinde durmak istediğim bir noktaya geldik.

Mutfakta üç kişi vardık ve üçümüzün yaklaşımı farklıydı. Eşim daha ölçülü, planlı ve sonuç odaklı ilerliyordu. Pişme süresini karşılaştırıyor, iki tencereyi aynı şartlarda tutmaya çalışıyordu.

Annem ise sürekli sofrayı düşünüyordu.

“Bunu çocuklar yiyecek.”

“Şuna biraz sarımsak ekleyelim.”

“Bunu ince dilimleyelim, rengi güzel görünür.”

Ben de ikisinin arasında gidip geliyordum.

Ama bu durum “erkekler böyledir, kadınlar şöyledir” diye açıklanabilecek kadar basit değildi.

Çünkü ertesi gün aynı pancar meselesini komşumuz Mehmet Bey'e anlattığımda, kendisi uzun uzun pancarın hangi yemeğe dönüşeceğini ve hangi yöntemin daha az zahmetli olduğunu anlattı. Onun eşi Ayşe Hanım ise hemen “Misafir gelecekse pancarı önceden haşlayıp buzdolabında saklamak daha rahat olur” dedi.

Yani insanların mutfaktaki yaklaşımını yalnızca cinsiyet üzerinden açıklamak oldukça eksik kalıyor.

Yaş, deneyim, aile kültürü, meslek, kişilik ve mutfak alışkanlıkları da en az bunlar kadar etkili.

Hatta bazen aynı insan bile farklı günlerde farklı davranıyor.

O gün eşim stratejik davranıyordu; çünkü iki yöntemi karşılaştırıyordu. Annem ise ilişkisel davranıyordu; çünkü pancarın sofrada kimlerle paylaşılacağını düşünüyordu. Fakat ertesi gün yemek hazırlarken roller tamamen değişebilirdi.

Bence asıl güzel tarafı da buydu.

Mutfak, insanların birbirini tamamladığı bir yerdi.

Pancarın Rengi Bize Biraz Tarih Anlattı

Pancar meselesini araştırmaya başlayınca, işin yalnızca mutfak tekniğinden ibaret olmadığını fark ettim.

Pancar, çok uzun zamandır farklı coğrafyalarda yetiştirilen bir bitki. Günümüzde sofralık kırmızı pancar olarak bildiğimiz çeşitlerin yanında şeker pancarı ve pazı gibi aynı geniş bitki grubunun farklı formları da bulunuyor.

Özellikle kırmızı pancarın yoğun rengi, yüzyıllardır mutfakta dikkat çeken özelliklerinden biri.

Bugün pancarı çoğu zaman salata, meze, çorba veya turşuyla ilişkilendiriyoruz. Oysa sebzelerin mutfaktaki yeri tarih boyunca yalnızca “lezzet” meselesi olmadı.
 
Üst