Peyami Ayşe İhsan hangi eser ?

Ilay

Global Mod
Global Mod
“Peyami, Ayşe, İhsan” Hangi Eser?

Halide Edib Adıvar’ın Ateşten Gömlek romanını yalnızca bir aşk ve Kurtuluş Savaşı romanı olarak okumak, bence eserin bugün hâlâ tartışılmaya değer en önemli taraflarından bazılarını gözden kaçırmak olur. Peyami, Ayşe ve İhsan arasındaki ilişki ilk bakışta bir aşk üçgeni gibi görünür; fakat romanın içine biraz daha dikkatli girildiğinde karşımıza kadınlık ve erkeklik rollerinden sınıfsal ayrımlara, milliyetçilikten “biz” ve “öteki” anlayışına kadar uzanan çok daha geniş bir toplumsal yapı çıkar.

Peyami, Ayşe ve İhsan, Halide Edib Adıvar’ın Ateşten Gömlek adlı eserinin başlıca karakterleridir. Roman 1922’de yayımlanmış, Kurtuluş Savaşı devam ederken İkdam gazetesinde tefrika edilmiştir. Eser, yaralı olarak hastanede bulunan Peyami’nin hatıraları üzerinden ilerler. Ayşe, İzmir’in işgali sırasında ailesini kaybettikten sonra İstanbul’a gelir; Peyami ve İhsan’la birlikte Millî Mücadele’ye katılır. Ayşe’nin hemşire olarak görev yapması, İhsan’ın asker olması ve Peyami’nin giderek mücadeleye katılması, kişisel hikâyeleri toplumsal ve siyasal bir dönüşümün içine yerleştirir. Edebiyat+1

Fakat asıl ilginç nokta şudur: Bu karakterlerin yaşadığı sorunlar yalnızca onların kişisel tercihleri değildir. İçinde bulundukları toplumun cinsiyet, sınıf, milliyet ve güç ilişkileri onların hayatlarını sürekli biçimlendirir.

Ayşe: Güçlü Bir Kadın mı, Yoksa “Vatan”ın Sembolü mü?

Ayşe karakteri üzerinden toplumsal cinsiyet açısından oldukça ilginç bir ikilik ortaya çıkar. Bir tarafta savaşın ortasında aktif görev alan, hemşirelik yapan, kararlarını kendi veren ve erkek karakterleri de mücadeleye yönlendiren bir kadın vardır. Diğer tarafta ise Ayşe, roman boyunca yalnızca bireysel kimliğiyle değil, sık sık “vatan” fikriyle birlikte düşünülür.

Bu ayrım önemlidir.

Çünkü bir kadını güçlü biçimde temsil etmek ile kadını güçlü olduğu hâlde yine de bir sembole dönüştürmek aynı şey değildir. Akademik çalışmalarda da Ayşe’nin geleneksel kadınlık rollerini aşarak kamusal alanda aktifleştiği, fakat kadın fedakârlığının ve vatanla özdeşleştirilmesinin ayrıca eleştirilmesi gerektiği vurgulanmaktadır. DergiPark+1

Ayşe’nin yaşadığı travma da onun toplumsal konumunu değiştirir. Eşini ve çocuğunu kaybeden bir kadın olarak İstanbul’a geldiğinde artık geleneksel aile düzeninin içinde değildir. Ancak bu kayıp onu yalnızca “mağdur kadın” konumunda bırakmaz. Hemşirelik yaparak savaşın doğrudan bir parçası olur.

Burada önemli bir toplumsal cinsiyet meselesi ortaya çıkar: Kadınların savaş dönemlerinde kamusal alana çıkabilmeleri çoğu zaman toplumun olağan koşullarında kendilerine tanımadığı rollerin “olağanüstü durum” gerekçesiyle açılmasıyla mümkün olmuştur. Savaş, kadınların yeteneklerini görünür kılarken aynı zamanda onların fedakârlığını da romantikleştirebilir.

Ayşe bu çelişkinin tam ortasındadır.

O nedenle Ayşe’ye sadece “güçlü kadın karakter” demek eksik kalabilir. Daha doğru bir okuma, onun hem toplumsal cinsiyet sınırlarını aşan hem de milliyetçi anlatı içerisinde belirli bir kadınlık idealini temsil eden karmaşık bir karakter olduğunu kabul etmektir.

Kadınların Deneyimi Tek Bir Hikâyeden İbaret Değil

Romanı yalnızca Ayşe üzerinden okumak da başka bir eksiklik yaratır. Çünkü Kezban karakteri, kadınların aynı savaş ve toplum içinde bile aynı deneyimi yaşamadığını gösterir.

Ayşe ile Kezban arasında önemli benzerlikler vardır. İkisi de savaşın yıkıcı sonuçlarını doğrudan yaşamış kadınlardır. İkisinin de yakınları savaş nedeniyle hayatını kaybetmiştir. İkisinin de İhsan’a yönelik duygusal bağları vardır. Fakat toplumsal konumları aynı değildir.

Ayşe eğitimli, şehirli ve daha ayrıcalıklı bir çevreden gelirken Kezban köylü bir genç kadındır. Dolayısıyla Kezban’ın kadınlık deneyimi yalnızca cinsiyet üzerinden açıklanamaz; sınıf ve mekân da bu deneyimi belirler.

Bu nokta günümüzdeki kesişimsellik tartışmaları açısından özellikle değerlidir. Bir kadının yaşadığı eşitsizlik yalnızca “kadın olduğu için” ortaya çıkmayabilir. Ekonomik konum, eğitim, yaşadığı yer, sosyal çevre ve savaş koşulları da bu deneyimi değiştirebilir.

Kezban’ın hikâyesine bakıldığında, kadınların toplumdaki konumlarının birbirinden ne kadar farklı olabileceğini görmek mümkündür. Akademik çalışmalarda da Ayşe ile Kezban’ın farklı kadınlık temsilleri olarak değerlendirilmesi, özellikle Anadolu ve şehir arasındaki toplumsal ayrımın dikkate alınması gerektiğine işaret etmektedir. ResearchGate

Burada okuyucuya şu soruyu sormak bence önemli:

Ayşe’nin özgürleşmesini mümkün kılan koşullar Kezban için de gerçekten mevcut mudur?

Eğer değilse, “kadınlar” hakkında konuşurken bütün kadınları aynı toplumsal deneyimin içine yerleştirmek ne kadar doğru olabilir?

Sınıf Meselesi: Şişli ile Anadolu Arasındaki Mesafe

Ateşten Gömlek sınıf meselesini doğrudan bir ekonomi-politik roman gibi anlatmaz. Buna rağmen sınıfsal ayrımlar metnin atmosferinde belirgin biçimde hissedilir.

Peyami’nin başlangıçtaki hayatı, onun belirli bir şehirli ve ayrıcalıklı çevrenin parçası olduğunu gösterir. Şişli çevresi ile Anadolu arasında yalnızca coğrafi bir mesafe yoktur. Değerler, yaşam tarzları ve Millî Mücadele’ye bakış da farklılaşır.

Peyami’nin annesi Salime Hanım’ın bulunduğu çevre, işgal İstanbul’unun farklı siyasal ve sosyal düşüncelerini temsil eder. Buna karşılık Anadolu’da savaşın doğrudan sonuçlarını yaşayan köylüler çok daha farklı bir gerçeklikle karşı karşıyadır.

Bu açıdan roman, toplumsal sınıfların savaş deneyimini eşit biçimde yaşamadığını düşündürür.

Bir şehirli aydın için savaş, siyasi bir tercih veya millî bir ideal olarak algılanabilirken, yoksul bir köylü için aynı savaş doğrudan hayatta kalma meselesidir.

Kezban’ın hikâyesi bu açıdan oldukça önemlidir. Çünkü onun yaşadığı yoksunluk ve savaş deneyimi, Peyami’nin başlangıçta sahip olduğu dünyadan çok farklıdır. Bu farklılık, “vatan” gibi ortak bir kavramın bile insanlar tarafından aynı koşullarda deneyimlenmediğini gösterir.

Burada romanın toplumsal açıdan güçlü sorularından biri ortaya çıkar:

Aynı vatan içinde yaşayan insanların vatanı deneyimleme biçimleri neden bu kadar farklıdır?

Birinin kaybedeceği serveti, diğerinin kaybedeceği tek evi varsa, “fedakârlık” kelimesinin anlamı ikisi için aynı olabilir mi?

Irk, Milliyet ve “Biz–Öteki” Ayrımı

Romanın en hassas biçimde ele alınması gereken taraflarından biri de ırk, etnik kimlik ve milliyetçilik meselesidir.

Ateşten Gömlek, Millî Mücadele yıllarının atmosferinde yazıldığı için “biz” ve “öteki” ayrımını güçlü biçimde kullanır. İşgal kuvvetleri, özellikle Yunan güçleri, romanın çatışma dünyasının merkezindedir. Ayşe’nin ailesini kaybetmesi de bu savaş ortamının kişisel trajediye dönüşen örneklerinden biridir. Nek İstanbul University

Ancak burada önemli bir ayrım yapmak gerekir: Bir romanın savaş dönemindeki milliyetçi anlatısını analiz etmek ile romandaki bütün etnik grupları gerçek hayattaki insanlar hakkında genelleme yapmak aynı şey değildir.

Savaş edebiyatında “biz” ve “onlar” ayrımı çoğu zaman toplumsal dayanışmayı güçlendirmek için kullanılır. Bir toplum tehdit altında olduğunu düşündüğünde ortak kimlik daha güçlü hâle gelir. Fakat bunun bir bedeli de vardır: Karmaşık bireysel kimlikler kolaylıkla tek bir “düşman” kategorisinin içine yerleştirilebilir.

Bu nedenle Ateşten Gömlek bugün okunurken yalnızca “kim haklıydı?” sorusuyla değil, “Bir savaş anlatısı düşmanını nasıl tanımlar?” sorusuyla da ele alınmalıdır.

Romanın tarihsel bağlamını anlamak, onu eleştirel okumaktan vazgeçmek anlamına gelmez. Tam tersine, tarihsel koşulları bilmek, milliyetçi söylemin nasıl kurulduğunu daha iyi anlamamızı sağlar.

Erkeklik: Savaşmak, Korumak ve Kendini Kanıtlamak

Peyami ve İhsan üzerinden erkeklik meselesi de dikkat çekici biçimde işlenir.

İhsan klasik anlamda cesur asker figürüne daha yakındır. Vatan için savaşmak, fedakârlık yapmak ve gerektiğinde ölümü göze almak onun erkeklik kimliğinin önemli parçalarıdır. Peyami ise başlangıçta daha farklıdır. Onun dönüşümü, savaşın yalnızca dış düşmanla değil, kendi korkuları ve yetersizlik duygularıyla da mücadele anlamına geldiğini gösterir.
 
Üst